Lütfen bekleyin..

FLAŞ HABER

Kaan Ali Korkmaz

Bizi bizden başka kim anlar?

28 Mart 2016, 18:28

''Canı cehenneme rahat rahat uyuyanın

Kapısını örtenin perdesini çekenin 

Canı cehenneme yüreği yalnız kendiyle dolanın

Duvarları ancak çarpınca görenin.''

Şükrü Erbaş

 

Coğrafyamız çalkantılı günler yaşarken, Ankara'da patlayan bir bombayla tüm denklemlerin gözden geçirildiği bir "an" yaşadık. Yeni ve dinamik denklemler kurulmadığı doğru. Fakat değinilmesi gereken bir konu olaraktan, mazlumların zalimleşmesi; büyük, hedefsiz şiddet eylemleri karşımızda duruyor. Çünkü bu konu basit iki söylemle ve "halkların kardeşliği" sloganına ters düşmekle itham edilip geçilir bir şey olmasa gerek.

Baskı,zor ve katliamlara dayanan bir tahakkümün sonucunun gül uzatan ezilenler olmasını kimse beklemiyordu. TAK'ın Ankara saldırısı işte tam da bu noktada bir ayrımın sınırlarını çekiyor. Zalimleşen, gözünü karartan ve tamamıyla intikam hisleriyle yönelinmiş bir eylem olarak Ankara; bir çok devrimci şiddet eyleminden ayrılıyor. Ve hatta devrimci şiddet tanımının yakınından bile geçmiyor.

Devrimci şiddetin bir özelliği; sivil hedeflerin seçilmemesi, ve hedefe dönük eylemlerde sivil kayıplarının önüne geçecek önlemler alınmasıdır. Ankara tam bu noktada taban tabana zıt durmaktadır. Özel bir duruma işaret etmesi sebebiyle üstünde durulması gerekse de, net bir ifadeyle devrimci eylem olmadığı söylenip karşısında durulması gerekmektedir.

-Ayrımın Ayak İzleri

TAK'da vuku bulan mazlumun öfke selinin patlaması bize çok mühim bir eksiği haykırıyor. Yazının en başında verdiğimiz şiire göz kırpıyor bu eylem. Çünkü bir ulusun hepten sesinin duymazdan gelinmesi ve bu savaşın gelişim sürecinin hiç bir devrimci çevre tarafından engellenmeye çalışılmaması büyük bir duygusal kopuşu örgütlerken, KÖH dışından daha etkili ve batıyı sarsacak odaklara yönelinmesini sağlıyor.

TAK bir tesadüf değil. TAK demek Türkiye Devrimci Hareketi'nin zayıflığı demektir. Kendi sesinin batıda TDH tarafından duyurulmadığı kanısında olan "ezilenler" bu sessizliği yarmanın yöntemini birikmiş öfkelerinin ve büyüyen intikam isteklerinin yönlendirmesine bırakıyor. Sur-Cizre ve Nusaybin özelinde çokça büyüyen hendek savaşlarının batıda bir karşılık bulamaması ve kitle katliamlarının önemsenmemesinin sonucu olarak, büyük öfkenin sahiplerinin aynısını yaşatma istekleri oluşturuyor TAK'ı. Çünkü TAK bir zulmün ve intikam hislerinin sonucu.

Açıkça verilen işaret şuydu; "Siz, buradaki katliamı konuşmuyor ve hissetmiyorsanız, aynılarını yaşayıp konuşacaksınız". Yine tam bu noktadan sonra çatırdamaların başlaması, bilinçaltında yer etmiş milliyetçiliklerin açığa çıkıp, tümden KÖH'ün mahkum edilmeye çalışılması ve hatta daha ileri gidip, devletle aynı söylemde buluşmalar. Bir ayrımın habercisi olarak verili durum, bize yeni denklemlerin ipucunu veriyor.

Çünkü Ankara eylemi üzerinden kendine hiç bir sorumluluk biçmeyen TDH'ın bazı bölükleri, büyük bir hataya koşar adım ilerliyor. Varoluş koşulları incelendiğinde TAK'ın beslendiği ana damarın, bu sessizliğe öfke duyan ve TDH'a tavır olarak tamamen uzak olan Kürt gençleri olduğu görülecektir. O'nu ve eylemini vareden sebeplerin çoğunda TDH sorumluluğu bulunması sebebiyetiyle, bir uyarıdır. O eylemiyle, acil sinyaller verirken TDH'ın çoğu bölüklerinin ısrarlı görmemezliği, TAK'ın bir sonraki adımına ortam hazırlamaktadır.

Net bir ifadeyle, Ankara'dan sonra "terörü lanetleyenler" aslında kendi sorumsuzluğunun protestosunu yapmıştı. Varlığına söylemsel düzeyde çelişik olarak bu gruplar devletle aynı paydada buluşabildi. Sorumluluğun ağırlığını taşıyamama ve bilinçaltındaki milliyetçiliğin çıkış deliği bulmasının sonucuydu bu. (Yanlış anlaşılmasın TDH'ın sorumluluğu var diyerek yalnız onu mahkum etmek amacında değilim. Sorumluluğun büyüğü elbette zalimindir fakat zalim, zulmetmek için var. Devrimci engellemek için.)

Hakkını teslim etmek gerekiyor ki, KÖH'ün politik basıncı ve faşizmin baskı koşullarında bodur kalan TDH'ın yer yer boyunu aşan gelişmeler yaşanıyor Kürdistan'da. Fakat en azından söylemsel düzeyde bir tutarlılık ve geliştirilebilecek protesto eylemleriyle, çok daha farklı noktalara evrilebilecek bir sürecin, Ankara'da bizden olanlarında hayatını kaybetmesiyle sonuçlanması üzücü bir durum.

-Tahammül Sınırlarını Aşan Zor ve Tepkisellik

     Bir çoklarınca sıkça dile getirilen "TAK ve PKK aynı idari merkezden yönetiliyor." savı, basit bir argüman olmakla birlikte bir yanlış bakışın sonucudur. Çünkü net bir şekilde farklı tabanlara yaslanır durumdadırlar. PKK'nin yaslandığı tabanda TAK'a ve eylemlerine sempati duyanlar olması, aynı tabanın ürünü olduklarına delalet değildir. Çünkü TAK intikamcı bir damardan beslenip, doğrudan milliyetçi bir tabana sahipken PKK'nin çok daha demokrat ve sol bir tabana sahip olduğu kesin. İdeolojik olarak da bir uçurum net bir şekilde var.

Konuya netlik kazandırmayacak bir argümanı besleyip, büyütmek doğru değil. Çünkü bu sorun tepkisellikle ilintili. Tahammül sınırlarını çoktan aşan bir şiddetle karşı karşıya olan Kürt ulusunun belirli bölüklerinde savrulmaların olması- yukarıda açıkladığımız sebeplerden- olağandır. Çünkü bu düzeyde sürdürülen şiddet hali, doğalında sert tepkilerle karşılaşmakta ve büyük kopuşları doğurmaktadır.

Işte bu tepkisellikte bir ayrıma işaret etmektedir. Farklı tabanlar, farklı eylemleri doğurmaktadır. Ve ancak bu düzeyde bir şiddet mazlumları zalimleştirebilir. Bu şiddetin karşısında durmak ya da bunu yer yer sekteye uğratmak görevi haliyle devrimcilere düşmekteyken, bundan kaçma hali TAK'ı doğurmuştu. Çünkü PKK'nin "fazla hümanist" olduğu düşünüldü. Sınırları çokça zorlayıp aşan bu şiddeti durdurmak göreviyle yüz yüzeyiz.

Şiddeti doğuran baş faktör, karşı şiddettir. Ve şiddetin niteliğini belirleyen yine karşı şiddetin niteliğidir. "Rüzgar eken, fırtına biçer." sözü tekrar tekrar yürürlüktedir. Öznenin kendisiyle de alakalı olmasına rağmen bu durum açıkça "sivil kayıplarını önemsemeyen" şiddet eylemlerinin tetikleyicisidir. Ve bunun önüne geçmek gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

-Sonuç

TAK'da karşılık bulan şey, bedeni yanıp, tanınmaz hale gelir diye boynuna bakır tellerle ismini yazanların büyümesi ve sesinin duyulmadığını, duyulsa da umursanmadığını farketmesiydi. Büyük öfkeler büyük şiddetler demekti. Ve sessizliğe duyulan öfke, şiddetin boyutlarını katlar hale gelmişti. Ancak bu öfkeden KÖH'ü bütünen sorumlu tutup, eylem üzerinden de mahkum etmeye çalışmak bir nevi kendi üzerindeki vebalı savurmaya çalışmaktır. Bilinçaltındaki milliyetçiliğin dışavurumu ve sorumsuzluğun saklanmaya çalışılması hiç bir zaman kurtarıcı olmayacaktır çünkü bu er ya da geç anlaşılacaktır, anlaşılmalıdır. Kritik dönemeçler dönüyoruz. Yer yer boyumuzu aşan günler yaşarken artık ders çıkarmanın vaktidir. Çünkü aksi takdirde durdurmayacağımız bir fırtına hepimizi içine çekerek bizi yok olmaya sürükleyecektir.

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

RSS
© 2017 - Nüçe 365 - Güncel Haber
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=